Râzî'nin Gıda İlmi: Menâfi'u'l-Ağziye'nin Yapısı ve Yöntemi
Râzî'nin gıda külliyatının yapısı, üçlü yöntemi (fayda-zarar-ıslah) ve klasik İslam tıbbındaki yeri.
Giriş: İlk İlaç Tabakta
Klasik İslam tıbbının üzerinde durduğu temel prensiplerden biri tedavinin sıralanışıyla ilgilidir: önce gıda, sonra tek bitki, sonra terkîb (bileşik ilaç). Hekim hastalığa önce sofradan müdahale eder. Gıdanın yetmediği yerde basit bitki kullanır; basit bitkinin de yetmediği yerde bileşik formüle geçer. Bu hiyerarşi sadece bir tedavi yöntemi değildir; gıdayı tıbbın kalbine yerleştiren, beslenme ile sıhhat arasında doğrudan bir bağ kuran bir dünya görüşüdür.
Bu görüşün en sistematik ifadesi olarak Râzî''nin (Ebû Bekr Muhammed b. Zekeriyyâ er-Râzî, ö. 313/925) Menâfi''u''l-Ağziye ve Def''u Madârrihâ (Gıdaların Faydaları ve Zararlarının Giderilmesi) adlı eseri klasik İslam tıbbı külliyatı içinde özel bir yer tutar. Tek başına bir gıda ansiklopedisi olmasının ötesinde; her gıda kalemini sistemli bir tıbbî sorgulamaya tabi tutan, bedenin gıdaya verdiği tepkiyi mizaç teorisi çerçevesinde okuyan ve gıdaların yarattığı zararları gidermenin yollarını gösteren kapsamlı bir diyetetik şaheseridir.
Râzî ve Gıda Tıbbı
Râzî, çağdaş tıbbın iki büyük figürünün arasında yer alır: kendisinden yüzyıllar önce gelen Galen (Câlînûs) ve kendisinden bir kuşak sonra gelecek olan İbn Sînâ. Galen''in De alimentorum facultatibus (Gıdaların Kuvvetleri Üzerine) adlı eseri, Yunan tıbbının gıda anlayışını sistemleştirmişti. İbn Sînâ''nın el-Kânûn fi''t-Tıb külliyatı ise gıdayı genel sıhhatin korunması bahsinde ele alır. Râzî, bu iki büyük çerçeve arasında kendine özgü bir konum kurar.
Râzî''nin gıda tıbbına yaklaşımı ne tek başına Yunan kaynağına bağlıdır ne de Galen''i körü körüne tekrarlar. Şükûk alâ Câlînûs (Galen''e Şüpheler) adlı eserinde Galen''e doğrudan eleştiriler getiren Râzî, Menâfi''de de Yunan ve Süryânî kaynaklara eleştirel bir gözle yaklaşır. Hint ve İran kaynaklarından da yararlanır; bazı gıda kalemlerinde özellikle İran-Horasan farmakoloji geleneğinden beslenir. Bunun yanında kendi klinik gözlemlerini, bîmâristân deneyimini ve dönemin yerleşik halk uygulamalarını harmanlar.
Eserin ortaya çıktığı zemin, klasik İslam medeniyetinin ticaret yolları üzerinde demlenen zengin bir gıda kültürüdür. Bağdat, Rey, Şam, Kahire ve Kurtuba arasındaki ağda Mezopotamya, Anadolu, İran, Hindistan ve Akdeniz havzasının gıda gelenekleri buluşmuştur. Tarçın Hindistan''dan, hurma Arap yarımadasından, badem Asya''dan, fındık Karadeniz''den, balık Basra''dan, peynir İran ve Anadolu''dan gelir. Râzî, bu zengin gıda dünyasını bir hekimin gözüyle kataloglar.
Eserin Niyeti ve Mukaddimesi
Tercümeden:
"Menâfi''u''l-Ağziye ve Def''u Madârrihâ, bir tıp kitabı olmasının ötesinde; klasik İslam medeniyetinin gıda, sıhhat, ruh-beden ilişkisi ve hayat nizâmı üzerine düşüncelerini bir araya getiren kapsayıcı bir eserdir. Eserin takibi okur için güç olmayacaktır; zira er-Râzî her faslın başında sistematik bir çerçeve çizer; her madde ve reçete için ''faydası'', ''zararı'', ''kime uygun düşeceği'', ''ıslah yolu'' üçlüsünü tekrarlayarak okura sağlam bir mantık iskeleti sunar."
Eserin niyeti, gıdanın dört boyutunu birden aydınlatmaktır: yararı, zararı, hangi mizaca uyduğu, zararın nasıl giderileceği. Bu dört kategori birbirini tamamlar. Hiçbir gıda mutlak iyi veya mutlak kötü değildir; her gıda mizaca, mevsime, beden hâline ve kullanım biçimine göre okunur. Aynı buğday ekmeği, sıcak-kuru mizaçlı bir kişiye yarar sağlarken, soğuk-nemli mizaçlı bir kişiye zarar verebilir. Aynı süt, çocukluk çağında ideal bir gıdayken yaşlılıkta sindirim yorgunluğuna yol açabilir.
Eserin Yapısı: Yirmi Fasıl
Menâfi''u''l-Ağziye, klasik İslam tıbbı külliyatı içinde gıda konusunda en sistematik bölümlemelerinden birine sahiptir. Eser, yirmi fasıl boyunca gıdanın tüm boyutlarını tarar.
Birinci Fasıl: Ekmek, Buğday ve Sevîk. İnsan bedeninin temel gıdası olan ekmek üzerinden başlar. Semîz, huvvârî ve haşkâr ekmek tipleri (kepek oranına göre); fetîr ve muhtamer (mayasız ve mayalı); tandır, fırın, mille ve sac ekmeği. Buğday çeşitleri ve ondan yapılan sevîk (kavrulmuş un yemeği). Nişasta. Her tipin sindirim üzerindeki etkisi.
İkinci Fasıl: Su ve Çeşitleri. Râzî''nin bir önemli özgünlüğü buradadır: Su, klasik tıpta sadece bir içecek değil, mizâcı doğrudan etkileyen bir maddedir. Soğuk su, sıcak su, kar suyu, buz, donmuş su, kanal suyu, kuyu suyu, nehir suyu, kaynatılmış su, yağmur suyu. Her birinin farklı etkileri ve kime uygun olduğu detaylı incelenir.
Üçüncü ve Dördüncü Fasıllar: İçecekler. Müskirat (sarhoş edici içecekler) ve sarhoş etmeyen içecekler. Şarabın tıbbî kullanımı (klasik tıpta şarap çeşitli formüllerde "menstruum", yani çözücü olarak yer alır), nebîz, sirkengebin, julep, sikencübîn gibi şerbetler.
Beşinci ve Altıncı Fasıllar: Etler. Et çeşitleri, kırmızı et, beyaz et, av eti, evcil hayvan eti; her birinin sindirim hızı, mizaç etkisi, hangi mevsim için uygun olduğu. Kadîd (kurutulmuş et) ve nemkisûd (tuzlanmış et) bölümü ayrı ele alınır.
Yedinci Fasıl: Balık. Tatlı su balıkları, deniz balıkları, taze ve tuzlanmış balık. Klasik tıbbın balığı genelde "soğuk-nemli" mizaca yerleştiren tutumu.
Sekizinci Fasıl: İç Organlar. Bu fasıl dört bölüme ayrılır: A) Başlar, B) Paçalar/işkembeler/bağırsaklar, C) Karaciğer/dalak/böbrekler/akciğer, D) Kalp/beyin/ilik/yağ. Her iç organın ayrı bir gıda olarak nasıl ele alındığı dönemin bütüncül anlayışını yansıtır.
Dokuzuncu Fasıl: Yemek Çeşitleri. Klasik İslam mutfağının yemek tiplerinin sistematik kataloğu: sikbâc, isfîzâbâc, mudîre, kerdnâk, kürünbiyye, lefteyye, bevârid, karîs, helâm, mesûs, sılâka, cürcâniyye, sirke-zeytinyağı yemekleri ve daha pek çoğu. Her yemeğin tarif değil, tıbbî değerlendirmesi yapılır.
Onuncu Fasıl: Soslar, Turşular ve Çeşni Yapıcı Maddeler. Kâmîh (sos), eski peynir, şalmâb, nârâb, karnabahar, zeytin, turşular ve benzerleri.
On Birinci Fasıl: Süt ve Süt Ürünleri. Sütün faydaları, ondan elde edilen yoğurt, peynir, ayran. Hangi durumda hangisinin uygun veya kötü olduğu.
On İkinci Fasıl: Yumurta. Bezmâverd, faydaları, zararlarının giderilmesi.
On Üçüncü Fasıl: Sebzeler. Sofraya çiğ getirilen ve yemek pişirmede kullanılan sebzeler; onlara benzeyenler. Bu fasıl yüz sayfayı aşar; hindibâ, semizotu, marul, ıspanak, lahana, pırasa, soğan, sarımsak ve diğer onlarca sebzenin ayrı incelenmesi.
On Dördüncü Fasıl: Çeşniler ve Baharatlar. Tarçın, karanfil, biber, kişniş, zencefil, sa''ter, sumak, kimyon, çörek otu, hardal ve diğer baharatlar.
On Beşinci ve On Altıncı Fasıllar: Meyveler. Taze meyveler ve kuru meyveler ayrı ayrı işlenir. Üzüm, hurma, incir, ayva, elma, armut, narenciye, kavun, karpuz, badem, ceviz, fındık, hindistan cevizi, antep fıstığı.
On Yedinci Fasıl: Tatlılar. Fâlûzec, habîs, asîde, lûzînec, katâif, zelâbiye, behat. Klasik İslam tatlı kültürünün tıbbî gözden geçirilmesi.
On Sekizinci Fasıl: Hazımsızlık ve Gıda Seçimi. Yemek iyi gıda olsa dahi hazmın bozulma sebepleri; her birine karşı mukavemet; ne yemek nasıl seçilmeli.
On Dokuzuncu Fasıl: Tek Tatlı Cisimler. Şeker, bal, pekmez ve diğer tatlılaştırıcıların tek başına ve birleştirildiklerinde oluşturduğu etki.
Yirminci Fasıl: Bir Araya Getirilmemesi Gereken Yemekler. Bu son fasıl, klasik tıbbın "gıda kombinasyonu" anlayışını sistemleştirir: süt ile balığı bir arada yememek, bal ile karpuzu bir arada tüketmemek gibi geleneksel kuralların tıbbî gerekçeleri.
Yöntem: Üçlü Sistem
Eser boyunca Râzî her gıda için tutarlı bir analiz şablonu kullanır.
Birinci basamak: Faydalar (menâfi). Gıdanın bedene neyi verdiği. Hangi mizacı kuvvetlendirdiği, hangi organa yarar sağladığı, hangi rahatsızlıklara şifa olduğu. Buğday ekmeği için: bedenin temel besin kaynağı, kuvvet verir, kemik dokusunu besler.
İkinci basamak: Zararlar (madâr). Aynı gıdanın yan etkileri. Hangi mizaçta sorun yarattığı, hangi organa zarar verdiği, ne zaman aşırıya kaçtığında ne yaptığı. Aynı semîz buğday ekmeği için Râzî''den: "Mide ve bağırsaklardan haşkâr ekmekten daha güç çıkar; daha fazla şişkinliğe ve sindirim gazı oluşumuna zemin hazırlar; buna yatkın kişilerde karaciğerde tıkanıklık ve böbreklerde taş meydana getirir."
Üçüncü basamak: Zararların giderilmesi (def''u madârr). Eserin başlığında bizzat geçen anahtar kavram. Bir gıdanın sevilen faydalarından mahrum kalmamak için zararlarını nasıl bertaraf edersin? Râzî buğday ekmeği için yine kendi sözleriyle: "Bu zararları gidermek için ekmekte hamur mayası ve boraks miktarı artırılmalıdır. Ekmek yiyen kişi düzenli olarak tohumlu sikencübîn içmeli; sağ kaburga altında ağırlık hissettiğinde kavun çekirdeği, kereviz tohumu ve taberzed şekeri almalıdır."
Bu üçlü sistem eserin kalbidir. Hiçbir gıda yasaklanmaz, hiçbir gıda sınırsız tavsiye edilmez. Her gıda bir denge ölçüsü içinde okunur; faydası, zararı ve zararı düzeltme yolu birlikte sunulur.
Beş Gıda Örneği
Eserin tonu ve detayı somut örnekler üzerinden anlaşılır.
Ekmek üzerine. Râzî, semîz ve huvvârî ekmeğin (rafine beyaz un ekmeği) sürekli tüketilmesinin haşkâr ekmekten (tam buğday ekmeği) daha sorunlu olduğunu söyler. Beyaz un ekmeği, "kalın gaz şikâyeti, süregelen kabızlık, karaciğer tıkanıklığı, dalakta büyüme, mesanede taş yatkınlığı, çabuk doyma, eklem ağrısı ve eklemlerde kireçlenme" yaşayanlar için zararlıdır. Onlara haşkâr ekmek tavsiye eder. Bu, Râzî''nin gözleminin modern beslenme bilimiyle çakıştığı bir noktadır: rafine un karşısında kepekli un üstünlüğü.
Su üzerine. Râzî soğuk su ile sıcak suyun bedendeki etkisini şöyle gözlemler: "Sıcak su içen milletlerin çoğunun sarı-yeşil tenli, zayıf, dalağı ve karaciğeri şişmiş, iştahsız, yağsız, kötü kanlı, yanmaya ve çürümeye hazır olduğunu görürüz. Soğuk su içenler ise kırmızı tenli, sıhhatli, güçlü karaciğer ve mideye sahip, sıkı dalakları olan kimselerdir." Bu gözlemden hareketle soğuk su tercih eder; ama yaşlılar, soğuk mizaçlılar ve eklem rahatsızlığı olanlar için soğuk suyun zararlarını da uyarır.
Et üzerine. Râzî kırmızı et için sicimli ve yağsız etleri, kuzu yerine keçi etini, taze yerine bir gece bekletilmiş eti tercih eder. Hazmın ilk basamağında ette baharatın tıbbî değeri vardır: kişniş, kimyon, sa''ter ile birlikte pişirilen et "kalın gaz oluşmasını engeller."
Süt üzerine. Râzî, sütü yaşa, mizaca ve mevsime göre değerlendirir. Çocuğa ve genç bedene uygundur; orta yaş ve yaşlılarda zararları çoğalır. Süt, taze tüketildiğinde besleyicidir, ekşidiğinde (yoğurt olarak) sindirimi destekler, peynire dönüştüğünde ise mizaca göre okunmalıdır. Eski peynir özellikle sindirim sorunu olanlar için zararlıdır.
Meyveler üzerine. Râzî meyveleri "yaş" ve "kuru" diye iki ayrı fasla ayırır. Yaş meyveler hızlı sindirilir, suyu bedene serinlik verir, yaz mevsimine uygundur. Kuru meyveler (hurma, kuru üzüm, kuru incir, badem, ceviz, antep fıstığı) ise daha besleyicidir, kış için uygundur, sıcak ve kuru mizaca dikkatle yenir. Mizacı sıcak biri için kavun ve karpuz uygundur; mizacı soğuk biri için tarçınlı badem, hurma ve fındık.
Mizaç-Gıda İlişkisi
Menâfi''u''l-Ağziye''nin temel sözcüsü, klasik İslam tıbbının dört hılt (humor) teorisidir: dem (kan), safrâ (sarı safra), savdâ (kara safra) ve balgam. Her insan bu dört hıltın özel bir karışımıyla doğar; bu karışım kişinin "mizâc"ını oluşturur. Mizaç, karakter, beden tipi, hastalanma yatkınlığı ve gıda ihtiyacı için bir referans çerçevesidir.
Eserde her gıdanın iki ayrı mizaç boyutunda derecelenmesi vardır: sıcaklık-soğukluk ve nem-kuruluk. Hıyar soğuk-nemlidir; tarçın sıcak-kurudur; bal sıcak-kurudur (ama içinde nem barındırır); süt soğuk-nemlidir. Bu derecelendirme, gıdayı kişinin mizacıyla eşleştirmek için kullanılır. Sıcak-kuru mizaçlı (sarı safrâ baskın) bir kişi soğutucu-nemlendirici gıdalara meyletmeli; soğuk-nemli mizaçlı (balgam baskın) bir kişi ısıtıcı-kurutucu gıdalara yönelmelidir.
Bu yaklaşım, modern beslenme biliminin son yıllarda keşfettiği "kişiselleştirilmiş beslenme" (personalized nutrition) yaklaşımının asırlık bir önceli olarak görülebilir. Bireyin metabolik tipine, sindirim hızına ve genetik yatkınlığına göre beslenme; Menâfi''nin kalbinde yatan fikir budur.
Tarihsel Etki
Menâfi''u''l-Ağziye, kendisinden sonraki tıp literatürünü doğrudan etkiledi. İbn Sînâ''nın el-Kânûn''undaki gıda bölümleri, İbn Beytâr''ın el-Câmi'' li-Müfredâti''l-Edviye''si, İbn Zühr''ün et-Teysîr''i, hep bu eserin metodolojik mirasını taşır. Latince çevirilerle Avrupa''ya geçen Râzî, Avrupa diyetetik literatürünün de oluşumunda yer aldı. Liber Almansoris (et-Tıbb el-Mansûrî''nin Latincesi) on dördüncü ve on beşinci yüzyıllarda Avrupa tıp eğitiminde standart kaynaktı.
Osmanlı tıbbında Tokatlı Mustafa Efendi''nin Tahbîzü''l-Mathûn''u (1782), İbn Sînâ''nın el-Kânûn''unu Türkçeleştirirken Râzî''nin gıda yaklaşımına da geniş yer ayırır. Hekim Hayâtî''nin Şeceretü''t-Tıb''ı klasik İslam tıbbının taksonomik yaklaşımını yansıtırken aynı geleneğin bir devamıdır.
Bugünün Okuyucusu İçin
Menâfi''u''l-Ağziye''yi bugün okurken üç farklı katmanı birden görmek mümkündür.
İlk katman: tıp tarihi açısından bir kaynak. Eser, on binyıl içinde gelişmiş gıda-sıhhat ilişkisine dair klasik İslam tıbbının en sistematik beyanıdır. Bu katmanda bir tarihçi ya da klasik medeniyet öğrencisi okur.
İkinci katman: kültürel kayıt. Eser, on yedinci yüzyıl öncesi İslam coğrafyasının gıda kültürünün ansiklopedik bir kaydıdır. Hangi gıdalar bilinirdi, nasıl pişirilirdi, hangileri kıymetli sayılırdı, hangileri sıradan halkın masasındaydı; eserin sayfalarında bu gıda dünyası canlı biçimde durur.
Üçüncü katman: dikkatli bir tıbbî bilgelik kaynağı. Eserin içerdiği bazı gözlemler bugünün biliminden de güçlü destek alır: kepekli ekmek tercihi, mevsimsel beslenme, gıdaların kombinasyonu, az ve seyrek yemek, çiğ ve pişmiş dengesi. Bu katmanda eseri okuyan biri, geleneksel bilginin bazı sezgilerinin modern bilim tarafından yeniden keşfedildiğini görür.
Bunun yanında bir uyarı şart: Menâfi''u''l-Ağziye modern bir beslenme rehberi olarak kullanılamaz. On binyıl önceki gıda dünyasının bazı maddeleri bugün ulaşılamaz, bazıları kullanım dışıdır, bazıları ise modern bilgi ışığında tehlikeli olabilir. Bu eser bir kapı, bir bağlam, bir miras olarak okunmalıdır; modern hekimin yerine geçecek bir referans olarak değil. Sağlıkla ilgili her özel sorun için hekime başvurulmalıdır.
Sonuç
Menâfi''u''l-Ağziye ve Def''u Madârrihâ, klasik İslam tıbbının gıda anlayışının sistematik bir özetidir. Yirmi fasılda gıdanın her bir kategorisini tarayarak; her madde için fayda, zarar ve zararı giderme üçlüsünü uygular; mizaç teorisi çerçevesinde gıdayı kişiselleştirir. Eser bu yapısıyla on binyıl önce yazılmış olmasına rağmen, "kişiselleştirilmiş beslenme" ve "gıda-tıp" yaklaşımının modern formülasyonlarına şaşırtıcı biçimde yakındır.
Eserin Türkçeye akademik düzeyde tam tercümesi Mehmet Fatih Çakır tarafından yapılmıştır. Bu tercüme, klasik İslam tıbbının düşünce evrenini bugünün Türkçe okuruyla buluşturur; sadece bir tarih kaynağı olarak değil, gıda ve sıhhat üzerine düşünmenin asırlık bir kaynağı olarak Türkçe literatüre kazandırır.
Kaynaklar:
- er-Râzî (Ebû Bekr Muhammed b. Zekeriyyâ er-Râzî, ö. 313/925), Menâfi''u''l-Ağziye ve Def''u Madârrihâ (Gıdaların Faydaları ve Zararlarının Giderilmesi), Türkçe Tercüme: Mehmet Fatih Çakır
- Klasik İslam Tıbbı Külliyatı, SRC-025 (er-Râzî, Menâfi''u''l-Ağdiye, 585 bölüm)
- er-Râzî, el-Hâvî fi''t-Tıb, beslenme bölümleri için bk. SRC-010
- er-Râzî, Men lâ Yahduruhü''t-Tabîb, ilgili bölümler için bk. SRC-024
- İbn Sînâ, el-Kânûn fi''t-Tıb, Cilt 1: Sağlığın Korunması (Tahbîzü''l-Mathûn üzerinden)
- İbn Beytâr, el-Câmi'' li-Müfredâti''l-Edviye
- Tokatlı Mustafa Efendi, Tahbîzü''l-Mathûn (1782), Hıfzü''s-Sıhha (modern sadeleştirme: SRC-087)